“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh” — bütün kapalı kapıların anahtarı, her sıkıntının ilacıdır.
Mehmet Zahid Kotku (k.s.) Hazretleri :
Sahabeden Avf (r.a.), oğlu esir düşünce Resûlullah’a gelir ve der ki:
“Yâ Rasûlallah, oğlum esir düştü.”
Efendimiz (s.a.v.) buyurur:
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’a devam et!”
Avf (r.a.), kalbinin en derin yerinden bu zikre sarılır. Gözyaşlarıyla, yürek yanığıyla tekrar eder.
Bir süre sonra kapı çalınır: “Tak, tak!”
Oğlu dönmüştür. Hem özgür, hem de önünde bir sürü koyun…
Rasûlullah’a sorarlar:
“Yâ Rasûlallah, bu mallar helal midir?”
Efendimiz (s.a.v.) tebessüm eder ve buyurur:
“Helaldir, Allah size rızık olarak verdi.”
Bu kıssa, tevekkülün ve zikrin nasıl bir kudret taşıdığını bize gösterir.
Zikir yalnız dilde değil, kalpte yankılanırsa; Allah dilerse zincirleri çözer, yolları açar, esiri hür eder.
Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz şöyle buyurur:
“Kim Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder. Onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır.”
(Talâk, 2-3)
İşte Avf (r.a.)’ın hali tam da budur.
Zikre sarıldı, Allah kapı açtı.
Çünkü “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh”, insanın aczini ve Allah’ın kudretini kabul etmesidir.
Bu cümle, kulun teslimiyet feryadıdır; “Benim gücüm yok, ancak Seninle varım, Yâ Rabbi!” demektir.
Resûlullah (s.a.v.) buyurur:
“Cennette bir hazine vardır, onun anahtarı ‘Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’tır.”
(Buhârî, Cihâd 25; Müslim, Zikir 26)
Bu zikir, cennet hazinelerinden bir anahtardır.
Yorgun gönüllere sabır, çaresizlere ümit, borçlulara ferahlık, hasta kullara şifa olur.
Allah Teâlâ dilediğinde, bu kelâmın bereketiyle esiri hür, fakiri zengin, mazlumu aziz eder.
Evliyâullah’tan İmam Rabbânî (k.s.) der ki:
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh, bütün mahlûkatın zikirlerinin özüdür. Çünkü her şeyin gücü ancak O’nunladır.”
Abdülkâdir Geylânî (k.s.) şöyle buyurur:
“Bir kul bu zikre devam ederse, kalbinden dünya sevgisi silinir, yerine Allah’a güven yerleşir.”
Bu sebeple Mehmet Zahid Kotku (k.s.) Hazretleri de şöyle öğüt verir:
“Bu zikir, insanın yükünü hafifletir, işlerini kolaylaştırır. Dillerinizde olsun;
ama dilde kalmasın, kalbiniz de söylesin!”
Ne güzel buyurmuş Allah dostları:
“Kim Allah derken kalbinden dünya geçerse, o zikir değildir.
Ama kim ‘Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh’ derken Allah’tan gayrısını unutur, o zaman kalbin zincirleri çözülür.”
Görün ki, Avf (r.a.)’ın oğlunun zincirleri çözülürken, aslında Allah onun kalbindeki esareti çözüyordu.
Zikir, önce kalbi hür kılar; sonra bütün engelleri kaldırır.
Bugün de kulluk, teslimiyet ve zikirle kapılar açılır.
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh diyen bir gönül, dünyayı değil, Allah’ın rahmetini davet eder.
Zira Cenâb-ı Hak buyurur:
“Beni anın ki Ben de sizi anayım.”
(Bakara, 152)
Her zikir, Allah’ın zikrine mazhar olma ümidiyle söylenmelidir.
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh...
Yani, “Güç de kuvvet de ancak Allah’ın izniyledir.”
Ne kadar derin, ne kadar basit bir kelam…
Bir baba zikretti, Allah oğlunu bağlarından kurtardı.
Bir kul zikreder, Allah onu dünya bağlarından kurtarır.
Mehmet Zahid Kotku (k.s.) bu hikâyeyi anlatırken aslında hepimize bir ders verir:
“Allah dilerse, bir zinciri bir kelimeyle çözer.
Yeter ki o kelime, teslim olmuş bir kalpten çıksın.”
O halde siz de deneyin.
Kalbiniz sıkıldığında, yollarınız daraldığında, içiniz sıkıştığında…
Deyin ki:
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh.”
Belki siz de bir gün kapınızda hiç beklemediğiniz bir rahmet misafiri bulursunuz.
Allah kalplerimizi bu zikrin bereketiyle nurlandırsın. 🌿
el-Fâtiha.
Sohbet Video Link Aşağıda
Kaynak : https://www.youtube.com/shorts/j3fJUax4xo8
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder